
Leena Nair. Chanel Global CEO’su. Öncesinde Unilever’de Global CHRO’uğa uzanan 30 yıllık başarılı bir kariyer inşa etmiş. Hindistan’ın görece küçük ve az gelişmiş bir şehrinde yetişmiş, mühendislik eğitimini üçbine yakın erkek ve onsekiz kadınla birlikte almış, üzerine oldukça zor şartlarda MBA eğitimini tamamlamış. İçinden çıktığı ailenin bu etkileyici yolu yürüyebilen ilk ve tek üyesi. Annesinin küçükken söylediği sözleri hatırlıyor bir röportajında: “Tanrım, çok yeteneklisin. Sen erkek olmalıydın.”
Eminim içinde en ufak bir kötü niyet olmadan sarfedilmiş sözlerdir bunlar. Kadının bildiği, gördüğü, olabileceğini hayal ettiği dünyada başarı, profesyonel kariyer, geniş kitleleri etkileme ya da büyük işleri yönetme rolleri tamamen erkek arketipi ile örtüştüğü için elindeki bu hazinenin ziyan olacağını düşünmüş ve üzülmüştür içten içe. Anlayabiliyorum.
Bir de bu sözleri hayatta en sevdiği ve güvendiği insandan duyan o onbir yaşındaki o kız çocuğunu düşünelim.
O da sahip olduğu yeteneklerin ziyan olacağını mı düşünmüştür acaba? Eksik olduğunu, yetersiz olduğu, kendi çabası ve emeği ile ne yaparsa yapsın -kadın olması gibi elinde olmayan bir durumu- değiştiremeyeceği için başaramayacağını mı düşünmüştür? Ağzıyla kuş tutsa da hayallerinin gerçeğe dönüşmeyeceğini mi yazmıştır zihnine?
Görünen o ki Leena bunu yapmamış. İyi niyetle ya da art niyetle hafife alınmasını kabul edip kendine çizilen sınırlar içerisinde bir hayat inşa etmemiş. Daha fazlasını istemiş ve almış da.
Peki bazen en yakınınızdan, bazen bir rakibinizden, bazen yöneticilerinizden, bazen de kendi sesinizden gelen ve sizi hafife alan, küçümseyen, hor gören bu zihniyetle nasıl başa çıkmak lazım?
Leena,ilmek ilmek işlediği 30 yıllık Unilever kariyerinden sonra Chanel CEO’su olduğunda bile, benzeri tepkileri duyduğunu, gördüğünü anlatıyor: Lüks sektöründe hiç çalışmamış, daha önce hiç şirket yönetmemiş, Fransızca bile konuşamıyor, üstelik Hindistanlı, üstelik bir kadın..
Yani ne yaparsan yap, yapmadığın ya da olmadığın bir şey yüzünden üstelik senin yaptıklarının onda birini bile yapmamış kişiler tarafından en basit tabiri ile hafife alınabiliyorsun. Leena’nın anlatırken titreyen sesi ve dolan gözlerine bakılırsa bu tavır hayatta ne kadar yol kat etmiş olursan ol incitiyor, acıtıyor ve kolay kolay da kulak arkası edilemiyor.
Ama yine de mücadele için yöntemler yok değil:
-Gerçekten niyetin varsa ve buna adanmışsan bir yolunu buluyorsun diyor Leena. Yani gerçekten niyet etmek lazım. Etrafınızdaki herkesin sizin kendinizde bulduğunuz potansiyeli görmediği/göremediği bir dünyada isek, o zaman fırsatların da hergün kapınızı çalmayacağı çok açık. Size gelmeyecek yani. Siz yola çıkacaksınız, niyet edeceksiniz ve çıktığınız bu yola kendinizi adayacaksınız.
–Sponsor, mentor bulmanın öneminden bahsediyor sonra. Çok merak etmek ve sürekli peki bu nasıl oluyor, yapanlar nasıl yapıyor diye düşünmek, sormak, araştırmak çok geliştirici. Senden önce yapanları, olduranları bulmak, hikayelerini dinlemek, ilham almak da çok değerli. Bana ilham veren herkese ulaşmaya çalıştım diyor ve hangi pozisyonda olursa olsun açık yüreklilikle soru sorduğunuzda ve öğrenme niyetinde olduğunuzda kapıların herzaman açık olduğunu tecrübe ettiğini söylüyor.
–Hata yapmaktan kaçma diyor. Bir iddianız varken, kimsenin sizde görmediğini siz kendinizde görüyorken ve bunu bütün dünyaya ispatlamaya çalışırken, üstelik eleştiren, yargılayan, zaman zaman hor gören gözler de üzerinizdeyken hata yapma lüksünüzün asla olmadığını düşünüyorsunuz. Sanki en ufak bir hata yapsanız bile hakkınızdaki tüm eleştiriler, yargılar gerçek olacak; ve siz oyunu kaybedeceksiniz gibi hissediyorsunuz. Oysa hakikat öyle değil. Uzun vadeli bir planınız varsa -ki öyle olmalı- yolda takılmak, tökezlemek, hatta düşmek ilermenenize topyakün mani olmuyor. Aksine bu deneyimden kazandığınız tecrübeler yolunuzu aydınlatıyor. Üstelik bir kere hatayı kucakladığınızda, artık risk alabilir hale gelirsiniz ve emin olur risk alabiliyor olmak ilerlemenin en keskin yollarından biridir.
–Duygusal destek mekanizmalarının hazır tutmaktan da bahsediyor. Elbette ne kadar ilerlemiş olursanız olun sizi aşağı çekmek isteyenler olacaktır. Tıpkı Global Chanel CEO’su olduğunda Leena’yı eleştiriler gibi. Ama Fransızca bilmiyor, ama Hintli, ama kadın, ama tecrübesi yetersiz vs. O dönem oturup bu pozisyon için en doğru kişi olmasının on nedenini kaleme almış. Sadece yazmanın bile ne kadar iyi geldiğini, kendine olan güvenini tazelediğini söylüyor. Tabi hiçbirimiz makina değiliz. Bazen uzun bir ağlama seansı, dostlarla ya da sessizce yapılan uzun bir yürüyüş, aile tarafından sarılıp sarmalanmak da duygusal cephanemizi doldurmaya yetiyor. Ertesi gün üstümüzü başımızı silkeleyip yeniden arenadaki yerimizi alabiliyoruz böylece.
-Sizden büyük bir idealiniz olsun diye de ekliyor. Konu sadece kendi kariyeriniz olduğunda sorumluluğunuz da kendinizle sınırlı oluyor ve malesef insan en kolay kendinden vazgeçiyor. Ama daha güçlü bir ideale tutunursanız, kendinizden vazgeçmeye meylettiğiniz zamanlarda bile sizi dürten bir güç buluyorsunuz içinizde.
“Bu pozisyondaki ilk kişiyim ama son olmak istemiyorum. En büyük motivasyonum benden sonrakiler için işleri nasıl daha kolaylaştırabileceğimi bulmak. Gerçekten bir değişim yaratabilmek, varolan her normu yıkabilmek için çok çalıştım. Sahip olduğum her etkiyi insanları yukarı çekebilmek için kullandım. Herşey benden sonra gelenler için daha kolay olsun istedim. “
Leena’yı dinlerken annesinin elindeki bu ateş topu ile ne yapacağını bilemeyen gözlerine kaygıyla bakan o onbir yaşındaki çocuğu düşündüm. O kız muhtemelen bugün geldiği versiyonu ile gurur duyuyordur. Bütün neşesi, özgüveni ve bilgeliği ile karşında oturan kadın da bundan kesinlikle emin.
Leave a comment